T.C. CUMHURBAŞKANLIĞI
DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI
Genel Yayın No: 1780
Cep Kitapları: 176
Yayın Yönetmeni: Dr. Fatih KURT
Yayın Koordinatörü: Bünyamin KAHRAMAN
Hazırlayan: ELif ERDEM Tashih: Hasan ÖZTÜRK Grafik & Tasarım: ALi YÜCEER
Baskı: İLeri Basım MatbaacıLık AŞ.
B. Evler Mahallesi F. Çakmak 2 Caddesi Güzelşehir Sitesi 22 Villa No: 1 ANP/22 Büyükçekmece/İstanbul
Tel: (0 212) 454 35 10
ISBN: 978-605-7751-75-1 2020-34-Y-0003-1780
Sertifika No: 12930
Eser İnceleme Komisyonu Kararı: 22/04/2020/15
© Diyanet İşleri Başkanlığı
İLetişim
Dini Yayınlar Genel Müdürlüğü Basılı Yayınlar Daire Başkanlığı
Tel: (0 312) 295 72 93 - 94 Faks: (0 312) 284 72 88
e-posta: diniyayinlar@diyanet.gov.tr
40 Ayette Sorumluluk B¡l¡nc¡
ÖN SÖZ
İnsanı eşsiz güzellikte yaratan Yüce Rabbimiz, onu yarattıklarının en şereflisi kılmış, çeşitli nimetlerle rızıklandırmış, kâinattaki birçok varlığı onun hizmetine vermiştir. Yüce Allah, insana akıl ve irade vererek onu diğer canlı-lardan farklı ve üstün kabiliyetlerle donatmış, ayrıca karar alma ve kararlarını uygulayabilme özgürlüğünü sunmuştur. Bütün bunları bahşet-tikten sonra, “İnsan, kendisinin başıboş bırakı*-**lacağını* mı zanneder?”(Kıyâme, 75/36) buyurarak, ona sorumluluğunu hatırlatmıştır.
İnsan, göklerin, yerin ve heybetli dağların dahi üstlenmekten çekindiği “emanet”i, yani Allah’a kul olma sorumluluğunu, belki de ne kadar ağır olduğunun farkına varmadan, kabul etmiştir. Böylece Allah’a bir anlamda söz
5
vererek sözünü yerine getirmekle yükümlü olan “sorumlu bir varlık” yani “mükellef” olmuştur.
“Her nefis, kazandığına karşılık bir rehin*-**dir.*”(Müddessir, 74/38) buyurarak kullarına “sorum-lu” olduklarını hatırlatan Allah Teâlâ, dinini, emir ve yasaklarını bildiren bir peygamber gön-dermedikçe kimseye azap etmeyeceğini bildir-miştir. Çünkü bilgi sorumluluk gerektirir, bil-meyenin sorumluluğu yalnızca kendisine verilen imkânlar ölçüsünde araştırıp öğrenmektir. Bilginin varlığı ise akılla olur. Bu nedenle, dinimize göre, akıldan mahrum kimseler akıllanıncaya kadar, buluğ çağına ermemiş çocuklar büyü-yünceye kadar ve uyuyan kimseler uyanıncaya kadar sorumluluktan muaf tutulmuştur.
Yüce Allah’ın akıl ve irade sahibi kullarına yüklediği sorumluluklar ancak onların güçlerinin yettiği kadardır. Kullarını en iyi tanıyan ve onların zorluk çekmelerine razı olmayan Yüce Rabbimiz, unutarak ya da hatayla yapılan günahlardan dolayı onları sorumlu tutmamış,
6
kalplerinden geçirdiklerini fiile dönüştürme-dikleri takdirde onları affedeceğini söylemiştir. (Buhârî, Eymân ve nüzûr, 15) Bu yüzden Kur’an’da şöyle yalvarmamız öğütlenir: “Ey Rabbimiz! Unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutm**a! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gü*-**cümüzün yetmeyeceği şeyleri yükleme!”* (Bakara,
2/286)
Sonuçta insana nimet veren ve hidayet yolunu gösteren Cenâb-ı Hak, sorumlulukları ile onu sınamaktadır. Her hakkın karşılığında bir sorumluluk dengesi kurulduğunda, sağlıklı ve huzurlu bir toplum inşa etmek mümkün olacaktır. Sorumluluk bilincine sahip olan her mümin, vicdanen rahatlamanın yanı sıra, Rab-binin rızasına erişeceğini, aksi hâlde huzursuz-luğun yanı sıra ihmallerinin dünyevî ve uhrevî neticelerine katlanmak zorunda kalacağını bilir. Sorumluluk bilincine dair ayet-i kerimelerden derlenen bu çalışma, mümince bir hayat yaşamak isteyen okurlarına rehberlik etmeyi amaç-lamaktadır.
7
Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
(Zâriyât, 51/56)
8
كَانَ ظَلُومًا جَهُولًۙ
Biz emaneti göklere, yerküreye ve dağlara teklif ettik, ama onlar bunu yüklenmek istemediler, ondan korktular ve onu insan yüklendi. Kuşkusuz insan çok zalim, çok bilgisizdir.
(Ahzâb, 33/72)
9
Biz hiç kimseyi gücünün yettiğinden fazlasıyla yükümlü kılmayız. Katımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır, onlara haksızlık edilmez.
(Mü’minûn, 23/62)
10
Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.
(İbrâhîm, 14/52)
11
Kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız. Peygamberlere de elbette soracağız.
(A’râf, 7/6)
12
Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır...
(En’âm, 6/104)
13
İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece “İman ettik.” demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?
(Ankebût, 29/2)
14
Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür. Kim zerre miktarı kötülük işlerse onu (karşılığını) görür.
(Zilzâl, 99/7-**8)
15
Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın yükünü yüklenmez. Günah yükü ağır olan kimse, (bir başkasını), günahını yüklenmeye çağırırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez, çağırdığı kimse yakını da olsa…
(Fâtır, 35/18)
16
Ey iman edenler! Allah’a karşı gereği gibi saygılı olun ve ancak müslüman olarak can verin.
(Âl-i İmrân, (3/102)
17
الرَّسُولِ اِلَّ الْبَلَغُ الْمُبينُ
De ki: “Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin”. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki ona yüklenen sorumluluğu ancak ona ait; size yüklenen görevin sorumluluğu da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yola erersiniz. Peygambere düşen ancak apaçık bir tebliğdir.
(Nûr, 24/54)
18
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan rabbinize kulluk edin ki, sakınabilesiniz.
(Bakara, 2/21)
19
... Şüphe yok ki namaz, mü’minler üzerine vakitleri belli olarak yazılmış bir ödevdir.
(Nisâ, 4/103)
20
Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.
(Bakara, 2/183)
21
Namazı kılın, zekâtı verin. Önceden kendiniz için ne hayır yaparsanız onu Allah katında bulursunuz. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı eksiksiz görür.
(Bakara, 2/110)
22
… Gitmeye gücü yetenin o evi (Kâbe’yi) ziyaret etmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır.
(Âl-i İmrân, 3/97)
23
Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, alçak sesle sabah akşam rabbini zikret, gafillerden olma!
(A’râf, 7/205)
24
Siz beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin!
(Bakara, 2/152)
25
كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Ey iman edenler! Siz kendi sorumluluklarınıza dikkat edin. Siz doğru gittiğiniz takdirde yanlış yola sapanlar size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır ve yapmakta olduğunuz her şeyi o zaman Allah size bildirecektir.
(Mâide, 5/105)
26
... وَٰلكِنَّ الْبِرَّ مَنْ ٰامَنَ بِالِله وَالْيَوْمِ اْٰلخِرِ وَالْمَٰلئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيّنَۚ وَٰاتَى الْمَالَ عَٰلى حُبِّه ذَوِي الْقُرْٰبى وَالْيَتَاٰمى
وَالْمَسَاكينَ وَابْنَ السَّبيلِ وَالسَّائِلينَ وَفِي الرِّقَابِۚ وَاَقَامَ الصَّٰلوةَ وَٰاتَى الزَّٰكوةَۚ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُواۚ وَالصَّابِرينَ
فِي الْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحينَ الْبَأْسِۜ اُوٰلئِكَ الَّذينَ صَدَقُواۜ وَاُوٰلئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
…Erdemli kişi Allah’a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yardım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcayan; namazı kılıp zekâtı verendir. Böyleleri anlaşma yaptıklarında sözlerini tutarlar; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabrederler. İşte doğru olanlar bunlardır ve işte takvâ sahipleri bunlardır.
(Bakara, 2/177)
27
Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.
(Tevbe, 9/119)
28
Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyleri söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında çok çirkin bir davranıştır.
(Saf, 61/2-**3)
29
Allah sizi kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerden ötürü sorumlu tutmaz, fakat bilerek ettiğiniz yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar…
(Bakara, 2/89)
30
Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.
(Bakara, 2/168)
31
اِنَّ الَله غَفُورٌ رَحيمٌ
Allah size yalnızca murdar eti, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkasının adına kesilmiş olanı haram kıldı. Ama biri zorda kalırsa, haksızlığa sapmadıkça, sınırı aşmadıkça kendisine günah yoktur. Biliniz ki Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.
(Bakara, 2/173)
32
صَغ۪يرًاۜ
Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “Öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.
Onlara merhametle ve alçak gönüllülükle kol kanat ger. “Rabbim! Onlar nasıl küçüklükte beni şefkatle eğitip yetiştirdilerse şimdi sen de onlara merhamet göster” diyerek dua et.
(İsrâ, 17/23,24)
33
Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…
(Tahrîm, 66/6)
34
وَمَا بَطَنَۚ وَلَ تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتي حَرَّمَ الُله اِلَّ بِالْحَقّۜ ٰذلِكُمْ وَٰصّيكُمْ بِه لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
(Ey Muhammed!) De ki: Gelin, rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anne babaya iyilik edin. Fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin; biz, sizin de onların da rızkını veririz. Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Haklı bir sebep olmadıkça Allah’ın yasakladığı cana kıymayın. İşte bunları Allah size emretti; umulur ki düşünüp anlarsınız.
(En’âm, 6/151)
35
وَالْجَارِ الْجُنُبِ وَالصَّاحِبِ بِالْجَنْبِ وَابْنِ السَّبيلِۙ وَمَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْۜ اِنَّ الَله لَ يُحِبُّ مَنْ كَانَ مُخْتَالً فَخُورًاۙ
Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın. Allah kendini beğenen ve böbürlenip duran kimseyi asla sevmez.
(Nisâ, 4/36)
36
Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutun, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Herhangi bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsiz davranmaya itmesin. Adaletli olun; bu, takvâya daha uygundur. Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
(Mâide, 5/8)
37
تَذَكَّرُونَ
Muhakkak ki Allah adaleti, ihsanı, akrabaya karşı cömert olmayı emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve zorbalığı yasaklar. İşte Allah, aklınızı başınıza alasınız diye size böyle öğüt veriyor.
(Nahl, 16/90)
38
Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun.
(Âl-i İmrân, 3/104)
39
…İyilik ve takvâ hususunda yardımlaşın, günah ve haksızlık yolunda yardımlaşmayın.
Allah’tan korkun, çünkü Allah’ın cezası çetindir.
(Mâide, 5/2)
40
Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.
(Âl-i İmrân, 3/92)
41
الُله بَعْدَ عُسْرٍ يُسْرًا۟
Varlıklı olan varlığından harcasın, rızkı daralmış bulunan da Allah’ın kendisine verdiği kadarından harcasın. Allah kimseyi kendi verdiğinden fazlasıyla yükümlü tutmaz. Allah bir güçlüğün ardından bir kolaylık sağlayacaktır.
(Talâk, 65/7)
42
وَالَّذينَ اِذَا اَصَابَهُمُ الْبَغْيُ هُمْ يَنْتَصِرُونَ
… (İman eden ve rablerine dayanıp güvenenler) büyük günahlardan ve hayâsızlıklardan kaçınırlar, öfkelendiklerinde dahi bağışlarlar. Rablerinin çağrısına uyarlar, namazı özenle kılarlar. İşleri de aralarındaki danışma ile yürür. Kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için harcarlar. Onlara haksız bir saldırı yapıldığında elbirliğiyle kendilerini savunurlar.
(Şûrâ, 42/37-**39)
43
Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın…
(Hucurât, 49/12)
44
Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.
(İsrâ, 17/36)
45
O (Allah) göğü yükseltti ve dengeyi koydu.
Sakın dengeyi bozmayın.
(Rahmân, 55/7-**8)
46
İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah -dönüş yapsınlar diye-işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor.
(Rûm, 30/41)
47