40 Hadiste NAMAZ.docx

Creation date: 9/2/2026 12:35 PM    Updated: 9/2/2026 12:35 PM

رَأْسُ الَْمْرِ اَلِْسْلَمُ، وَعَمُودُهُ الصَّلَةُ.

“Dinin başı İslam (Kelime-i şehadet getirerek Allah’a teslim olmak), direği ise namazdır.”

(Tirmizî, Îmân, 8; İbn Hanbel, V, 231)


مَنْ حَافَظَ عَلَ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ رُكُوعِهِنَّ وَسُجُودِهِنَّ وَوُضُوئِهِنَّ وَمَوَاقٖيـتِهِنَّ وَعَلِمَ أَنَّهُنَّ حَقٌّ مِنْ عِنْدِ اٰلِّل دَخَلَ الْجَنَّةَ.

“Rükûları, secdeleri, abdestleri ve vakitlerine riayet ederek beş vakit namaz(ı kılmay)a devam eden ve bu beş vakit namazın Allah katından gelen bir emr-i hak olduğunu kabul eden kimse cennete girer.”

(İbn Hanbel, IV, 266)


أَوَّلُ مَا يُـحَاسَبُ بِهِ الْعَبْدُ صَلَتُهُ، فَإِنْ كَانَ أَكْمَلَهَا وَإِلَّ قَالَ اٰلُّل عَزَّ وَجَلَّ: اُنْظُرُوا لِعَبْدٖى مِنْ تَطَوُّعٍ فَإِنْ وُجِدَ لَهُ تَطَوُّعٌ قَالَ: أَكْمِلُوا بِهِ الْفَرٖيضَةَ.

“(Kıyamet günü) kulun ilk hesaba çekileceği şey namazıdır. Eğer bunu tam olarak yapmışsa (ne âlâ!) Ama (farz namazları tamam) değilse Yüce Allah, ‘Kulumun nafilelerine bakın.’ buyurur. Eğer nafile namazı bulunursa, ‘Onunla farzları tamamlayın.’ buyurur”.

(Nesâî, Salât, 9)


مَا تَوَطَّنَ رَجُلٌ مُسْلِمٌ اَلْمَسَاجِدَ لِلصَّلَةِ وَالذِّكْرِ إِلَّ تَـبَشْبَشَ اٰلُّل لَهُ كَمَا يَـتَـبَشْبَشُ أَهْلُ الْغَائِبِ بِغَائِبِهِمْ إِذَا قَدِمَ عَلَيْهِمْ.

“Müslüman bir kimse mescitleri namaz ve zikir için kendine yer-yurt edindiğinde, Allah onun bu durumuna, gurbetten dönen kişiye ailesinin sevindiği gibi sevinir.”

(İbn Mâce, Mesâcid, 19)


قَالَ اٰلُّل عَزَّ وجَلَّ: إِنّٖى فَرَضْتُ عَٰلى أُمَّتِكَ خَـمْسَ صَلَوَاتٍ وَعَهِدْتُ عِنْدٖى عَهْدًا أَنَّهُ مَنْ جَاءَ يُـحَافِظُ عَلَيْهِنَّ لِوَقْتِهِنَّ أَدْخَلْتُهُ الْجَنَّةَ وَمَنْ لَمْ يُـحَافِظْ عَلَيْهِنَّ فَلَ عَهْدَ لَهُ عِنْدٖى.

“ Yüce Allah şöyle buyurdu: ‘Senin ümmetine beş vakit namazı farz kıldım ve onları, vaktinde ve hakkını vererek kılanları cennete koyacağımı kendi katımda vaad ettim. Namazları düzenli kılmayanlar için ise katımda böyle bir vaad yoktur.’ ”

(Ebû Dâvûd, Salât, 9)


مَنْ حَافَظَ عَلَيْهَا كَانَتْ لَهُ نُورًا وَبُرْهَانًا وَنَـجَاةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمَنْ لَمْ يُـحَافِظْ عَلَيْهَا لَمْ يَكُنْ لَهُ نُورٌ وَلَ بُرْهَانٌ وَلَ نَـجَاةٌ وَكَانَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَعَ قَارُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَأُبَيِّ بْنِ خَلَفٍ.

“Namaz, devam eden kimse için kıyamet gününde nur, delil ve kurtuluş sebebi olur. Namaza devam etmeyenin ise kıyamet günü nuru, delili ve kurtuluşu olmayacak, o kişi kıyamette Karun, Firavun, Haman ve Übey b. Halef’le beraber olacaktır.”

(İbn Hanbel, II, 169)


أَلَ أُحَدِّثُكُمْ بِأَمْرٍ إِنْ أَخَذْتُمْ بِهِ أَدْرَكْتُمْ مَنْ سَبَقَكُمْ وَلَمْ يُدْرِكْكُمْ أَحَدٌ بَعْدَكُمْ، وَكُنْتُمْ خَيَْ مَنْ أَنْتُمْ بَيَْ ظَهْرَانَيْهِ، إِلَّ مَنْ عَمِلَ مِثْلَهُ تُسَبِّحُونَ وَتَـحْمَدُونَ،

وَتُكَبُِّونَ خَلْفَ كُلِّ صَلَةٍ ثَلَثًا وَثَلَثٖيَ.

“Size öyle bir şey öğreteceğim ki, siz onu yaptığınız takdirde hem sizi geçenlere yetişeceksiniz hem de arkanızdan size hiç kimse yetişemeyecek. Bu sayede, benzerini yapanlar dışında, içinde bulunduğunuz cemaatin en hayırlıları olacaksınız. (Tavsiyem şudur:) Her namazdan sonra otuz üçer defa ‘sübhânallah’, ‘el-hamdü lillâh’ ve ‘Allahu ekber’ deyiniz.” buyurmuştur.

(Buhârî, Ezân, 155)


مَا مِنِ امْرِئٍ مُسْلِمٍ تَـحْضُرُهُ صَلَةٌ مَكْتُوبَةٌ، فَيُحْسِنُ وُضُوءَهَا وَخُشُوعَهَا وَرُكُوعَهَا إِلَّ كَانَتْ كَفَّارَةً لِمَا قَبْلَهَا مِنَ الذُّنُوبِ مَا لَمْ يُؤْتِ كَبٖيَةً وَٰذلِكَ الدَّهْرَ كُلَّهُ.

“Bir Müslüman, vakti geldiğinde güzelce abdest alıp, kendisini Allah’a vererek rükû (ve secdesiyle) farz namazı kıldığında, -büyük günah işlemedikçe- bu onun önceki günahlarına kefaret olur. Bu, her zaman için böyledir.”

(Müslim, Tahâret, 7)


لَ يَـتَوَضَّأُ رَجُلٌ فَيُحْسِنُ وُضُوءَهُ، وَيُصَلِّ الصَّلَةَ إِلَّ غُفِرَ لَهُ مَا بَيْنَهُ وَبَيَْ الصَّلَةِ حَٰتّى يُصَلِّيَهَا.

“Bir kimse abdest alır ve güzelce abdest almaya özen gösterir, ardından da namaz kılarsa, bu abdestle namaz arasında işlediği (günahlar) o namazı kılıncaya kadar mutlaka bağışlanır.”

(Buhârî, Vudû’, 24; Müslim, Tahâret, 5)


اَلصَّلَةُ الْخَمْسُ، وَالْجُمُعَةُ إِلَى الْجُمُعَةِ، كَفَّارَةٌ لِمَا بَيْنَهُنَّ مَا لَمْ تُغْشَ الْكَبَائِرُ.

“Büyük günah işlenmedikçe beş vakit namaz ve iki cuma, aralarındaki günahlara kefarettir.”

(Müslim, Tahâret, 14)


إِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا صَٰلّى يُنَاجٖى رَبَّهُ ...

“Muhakkak ki sizden biri namaz kılarken (aslında) Rabbiyle özel olarak konuşmaktadır...”

(Buhârî, Salât, 36)


أَقْرَبُ مَا يَكُونُ الْعَبْدُ مِنْ رَبِّهِ وَهُوَ سَاجِدٌ، فَأَكْثُِوا الدُّعَاءَ.

“Kulun Rabbine en yakın olduğu (an) secde hâlidir.

Öyleyse (secdede iken) çokça dua ediniz.”

(Müslim, Salât, 215)


لَ يَزَالُ اٰلُّل عَزَّ وَجَلَّ مُقْبِلً عَلَ الْعَبْدِ وَهُوَ فٖى صَلَتِهِ مَا لَمْ يَلْتَفِتْ، فَإِذَا الْتَفَتَ انْصَرَفَ عَنْهُ.

“Kul, namazında etrafıyla ilgilenmediği sürece, Yüce Allah kuluna yönelir. Kul namazında etrafıyla ilgilenmeye başladığında, Allah da ondan yüz çevirir.”

(Ebû Dâvûd, Salât, 160-161)


إِنَّ ٰهذِهِ الصَّلَةَ لَ يَصْلُحُ فٖيهَا شَىْءٌ مِنْ كَلَمِ النَّاسِ، إِنَّمَا هُوَ التَّسْبٖيحُ وَالتَّكْبٖيُ وَقِرَاءَةُ الْقُرْآنِ.

“Namazda insan sözü konuşmak uygun olmaz.

Namazda ancak tesbih ve tekbir getirilir ve Kur’an okunur.”

(Müslim, Mesâcid, 33)


إِذَا رَأَيْتُمُ الرَّجُلَ يَـتَعَاهَدُ الْمَسْجِدَ فَاشْهَدُوا لَهُ بِالْٖيمَانِ، فَإِنَّ اٰلَّل تَعَالَى يَقُولُ: إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اٰلِّل مَنْ آمَنَ بِاٰلِّل وَالْيَوْمِ الْخِرِ وَأَقَامَ الصَّلَةَ وَآتَى الزَّكَاةَ ...

“Bir kişinin sürekli mescide gittiğini görürseniz onun imanına şahit olun! Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurur: ‘Allah’ın mescitlerini, ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar eder...’ ”

(Tirmizî, Îmân, 8; İbn Mâce, Mesâcid, 19)


حٖيَ يَـخْرُجُ الرَّجُلُ مِنْ بَيْتِهِ إِٰلى مَسْجِدِهِ، فَرِجْلٌ تُكْتَبُ حَسَنَةً وَرِجْلٌ تَمْحُو سَيِّئَةً.

“Bir kimse mescide gitme niyetiyle evinden çıktığında, attığı bir adımla kendisine bir sevap yazılır, diğer adımıyla bir günahı silinir.”

(Nesâî, Mesâcid, 14; İbn Hanbel, II, 320)


”مَنْ غَدَا إِلَى الْمَسْجِدِ وَرَاحَ أَعَدَّ اٰلُّل لَهُ نُزُلَهُ مِنَ الْجَنَّةِ كُلَّمَا غَدَا أَوْ رَاحَ.

“Her kim sabah akşam mescide giderse, her sabah ve akşam gidişinde Allah ona cennette bir yer hazırlar.”

(Buhârî, Ezân, 37; Müslim, Mesâcid, 285)


جُعِلَتْ لِىَ الَْرْضُ مَسْجِدًا وَطَهُورًا أَيْنَمَا أَدْرَكَ رَجُلٌ مِنْ أُمَّتِ الصَّلَةَ صَٰلّى.

“Yeryüzü (toprak) benim için mescit ve temiz kılınmıştır. Ümmetimden kim nerede namaz vaktine ulaşırsa hemen orada namazını kılabilir.”

(Nesâî, Mesâcid, 42)


مِفْتَاحُ الصَّلَةِ الطُّهُورُ، وَتَـحْرٖيمُهَا التَّكْبٖيُ، وَتَـحْلٖيلُهَا التَّسْلٖيمُ.

“Namazın anahtarı temizliktir. Başlangıcı tekbir, bitimi ise selâmdır.”

(Ebû Dâvûd, Tahâret, 31)


مِفْتَاحُ الْجَنَّةِ الصَّلَةُ، وَمِفْتَاحُ الصَّلَةِ الْوُضُوءُ.

“Cennetin anahtarı namaz, namazın anahtarı ise abdesttir.”

(Tirmizî, Tahâret, 1)


... صَلُّوا كَمَا رَأَيْتُمُونٖى أُصَلّٖ.

“... Benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz siz de öyle namaz kılın.”

(Buhârî, Ezân, 18)


لَ صَلَةَ لِمَنْ لَمْ يَقْرَأْ بِفَاتِـحَةِ الْكِتَابِ.

“Fâtiha’yı okumayanın namazı yoktur.”

(Buhârî, Ezân, 95)


إِذَا أَيْقَظَ الرَّجُلُ أَهْلَهُ مِنَ اللَّيْلِ فَصَلَّيَا أَوْ صَٰلّى رَكْعَتَيِْ جَٖيعًا كُتِبَا فِى الذَّاكِرٖينَ وَالذَّاكِرَاتِ.

“Bir kimse geceleyin hanımını uyandırır da ikisi de namaz kılarsa veya birlikte iki rekât namaz kılarlarsa zâkirîn ve zâkirâtın (Allah’ı çokça anan erkekler ve hanımların) arasına yazılırlar.”

(Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 18)


مَنْ صَٰلّى صَلَةَ الصُّبْحِ فَهُوَ فٖى ذِمَّةِ اٰلِّل.

“Her kim sabah namazını kılarsa, o kimse Allah’ın koruması altındadır.”

(Müslim, Mesâcid, 262)


رَكْعَتَا الْفَجْرِ خَيٌْ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فٖيهَا.

“Sabah namazının iki rekât sünneti, dünyâdan ve dünyâdaki her şeyden daha hayırlıdır.”

(Müslim, Salâtü’l Müsâfirîn, 96)


إِنَّ اٰلَّل عَزَّ وَجَلَّ قَدْ أَمَدَّكُمْ بِصَلَةٍ، وَهِىَ خَيٌْ لَكُمْ مِنْ حُْرِ النَّعَمِ، وَهِىَ الْوِتْرُ، فَجَعَلَهَا لَكُمْ فٖيمَا بَيَْ الْعِشَاءِ إِٰلى طُلُوعِ الْفَجْرِ.

“Allah size bir namaz ihsan etti. O namaz, sizin için kızıl develerden daha hayırlıdır. O, vitirdir. Onu sizin için yatsı ile fecrin doğuşu (sabah namazı vaktinin girişi) arasına koydu.”

(Ebû Dâvûd, Tefrî‘u Ebvâbi’l-Vitr, 1)


مَنْ تَرَكَ الْجُمُعَةَ ثَلَثَ مَرَّاتٍ تَهَاوُنًا بِهَا طُبِـعَ عَٰل قَلْبِه.

“Her kim önemsemediğinden dolayı cuma namazını üç defa terk ederse kalbi mühürlenir.”

(İbn Mâce, İkâmet, 93)


لَوْ يَعْلَمُ النَّاسُ مَا فِى النِّدَاءِ وَالصَّفِّ الَْوَّلِ ثُمَّ لَمْ يَـجِدُوا إِلَّ أَنْ يَسْتَهِمُوا عَلَيْهِ لَسْتَهَمُوا ...

“İnsanlar ezandaki ve birinci saftaki (sevabı) bilselerdi, ezan okumak ve birinci safta yer almak için aralarında kura çekmekten başka bir yol bulamazlar ve (sonunda) kura çekerlerdi...”

(Buhârî, Ezân, 9; Müslim, Salât, 129)


صَلَةُ الْجَمَاعَةِ تَفْضُلُ صَلَةَ الْفَذِّ بِسَبْعٍ وَعِشْرٖينَ دَرَجَةً.

“Cemaatle kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan yirmi yedi kat daha faziletlidir.”

(Buhârî, Ezân, 30; Müslim, Mesâcid, 249)


إِنّٖى لََقُومُ فِى الصَّلَةِ أُرٖيدُ أَنْ أُطَوِّلَ فٖيهَا، فَأَسَْعُ بُكَاءَ الصَّبِِّ فَأَتَـجَوَّزُ فٖى صَلَتٖى، كَرَاهِيَةَ أَنْ أَشُقَّ عَٰل أُمِّهِ.

“Bazen uzun (bir kıraat ile) kıldırmak niyetiyle namaza dururum da bir çocuğun ağlamasını işitir ve annesine sıkıntı vermek istemediğim için namazımı kısa tutarım.”

(Buhârî, Ezân, 65)


أَسْوَأُ السَّرِقَةِ الَّذٖى يَسْرِقُ صَلَتَهُ.

“En kötü hırsızlık namazdan çalmadır.”

(Muvatta’, Kasru’s-Salât, 23)


مَنْ فَاتَـتْهُ الصَّلَةُ فَكَأَنَّمَا وُتِرَ أَهْلَهُ وَمَالَهُ.

“(Farz) namazını (bilerek) geçiren kimse, ailesini ve malını kaybetmiş gibidir.”

(İbn Hanbel, V, 429)


مَنْ نَسِىَ صَلَةً فَلْيُصَلِّ إِذَا ذَكَرَهَا، لَ كَفَّارَةَ لَهَا إِلَّ ٰذلِكَ ...

“Kim bir namazı unutursa onu hatırladığında kılsın. Zira onun kefareti ancak budur ...”

(Buhârî, Mevâkîtü’s-Salât, 37; Müslim, Mesâcid, 314)


اَلَّذٖى تَفُوتُهُ صَلَةُ الْعَصْرِ كَأَنَّمَا وُتِرَ أَهْلَهُ وَمَالَهُ.

“İkindi namazını kaçıran kimse, sanki ailesini ve malını yitirmiş gibidir.”

(Buhârî, Mevâkîtü’s-Salât, 14; Müslim, Mesâcid, 200)


أَنَّ رَجُلً سَأَلَ النَّبَِّ صَلَّ اٰلُّل عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَىُّ الَْعْمَالِ أَفْضَلُ؟ قَالَ: الصَّلَةُ لِوَقْتِهَا.

“Bir adam Hz. Peygamber’e (s.a.s.), ‘Amellerin / İbadetlerin en faziletlisi hangisidir?’ diye sordu. Peygamber Efendimiz, ‘Vaktinde kılınan namazdır.’ buyurdu.”

(Buhârî, Tevhîd, 48)


أَرَأَيْتُمْ لَوْ أَنَّ نَهْرًا بِبَابِ أَحَدِكُمْ، يَغْتَسِلُ فٖيهِ كُلَّ يَوْمٍ خَْسًا، مَا تَقُولُ ٰذلِكَ يُبْقٖى مِنْ دَرَنِهِ؟. قَالُوا: لَ يُبْقٖى مِنْ دَرَنِهِ شَيْئًا. قَالَ: فَٰذلِكَ مَثَلُ الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ، يَمْحُو اٰلُّل بِهَا الْخَطَايَا.

“Birinizin kapısının önünden bir nehir geçse ve onda her gün beş defa yıkansa, bu o kimsenin kirinden bir şey bırakır mı, ne dersiniz?” Sahâbîler, “Onun kirinden hiçbir şey bırakmaz.” demişler, bunun üzerine Resûlullah, “İşte beş vakit namaz da böyledir! Allah onlarla günahları yok eder.” buyurmuştur.

(Buhârî, Mevâkîtü’s-Salât, 6)


مَنْ فَارَقَ الدُّنْيَا عَلَ الِْخْلَصِ ِٰلِّل وَحْدَهُ، وَعِبَادَتِهِ لَ شَرِيكَ لَهُ، وَإِقَامِ الصَّلَةِ، وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ، مَاتَ وَاٰلُّل عَنْهُ رَاضٍ.

“Kim hiçbir ortağı olmayan, tek olan Allah’a ihlâsla ibadet ederek, namazı dosdoğru kılarak, zekâtı vererek dünyadan ayrılırsa, Allah kendisinden razı olduğu hâlde ölmüş olur.”

(İbn Mâce, Sünnet, 9)


أَنَّ رَسُولَ اٰلِّل صَلَّ اٰلُّل عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يُصَلّٖى،

وَهُوَ حَامِلٌ أُمَامَةَ بِنْتَ زَيْنَبَ بِنْتِ رَسُولِ اٰلِّل صَلَّ اٰلُّل عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَلَِبِى الْعَاصِ بْنِ الرَّبٖيعِ، فَإِذَا قَامَ حََلَهَا وَإِذَا سَجَدَ وَضَعَهَا.

Resûlullah (s.a.s.), kızı Zeyneb ile Ebu’l-Âs b. Rebî’den olan (kız torunu) Ümâme kucağında olduğu hâlde namaz kılardı. Ayağa kalktığı zaman onu kucağına alır,

secdeye vardığında bırakırdı.

(Müslim, Mesâcid, 41; Buhârî, Salât, 106)


... صَلِّ قَائِمًا، فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَقَاعِدًا، فَإِنْ لَمْ تَسْتَطِعْ فَعَٰلى جَنْبٍ.

“... Namazı ayakta kıl, buna gücün yetmezse oturarak kıl, buna da gücün yetmezse yan üstü yatarak kıl.”

(Buhârî, Taksîru’s-Salât, 19)


... اَلصَّلَةُ نُورٌ، وَالصَّدَقَةُ بُرْهَانٌ، وَالصَّبُْ ضِيَاءٌ ...

“...Namaz bir nurdur, sadaka bir burhandır, sabır bir ışıktır...”

(Müslim, Tahâret, 1)