Uzman destekli yapay zeka ajanını şimdi kullanmak ister misiniz?

Talep oluşturmak için bu linki ziyaret edin.

Râbıtanın Dinimizdeki Yeri Nedir?

Oluşturulma Tarihi: 1/29/2025 8:27 PM    Güncellendi: 12/8/2025 11:03 PM

Râbıtanın Dinimizdeki Yeri Nedir?

Hocam rabıtanın dinimizdeki yeri nedir? Şeyhe rabıta sakıncalı mıdır? Rabıta yapmaya 'şirk' diyenler var. Doğrusu nedir?

Kur'an ve Sünnet esas alındığında RABITA'nın olmadığını söyleyebiliriz. Yorum yapıp ayrıntı getirerek Rabıtaya delil oluşturulabilir. Ama bir namaz gibi bir oruç gibi delil bulmak mümkün değildir. En iyi ihtimalle söylenebilecek söz şudur: Salih kimseler olduklarına inandığımız bazı büyük şahsiyetlerin kanaatlerine dayanılarak böyle bir uygulama ortaya konmaktadır. Bu da olsa olsa içtihadî bir mesele kabul edilebilir. Dolayısıyla içtihada dayalı bir mesele bütün ulemaya dine mal edilemez.
Bunun karşılığında Rabıtayı şirk olarak vasıflandırmak da zor benimsenebilir bir tepkidir. Zira şirk Allah Teala'ya karşı işlenebilecek en ağır suçlardandır. Şirkten daha ağır bir suç yoktur. Müslümanlardan bir Müslüman'ın kastı olmadan ihdas ettiği bir şeyi böyle ağır bir kavramla vasıflandırmak doğru olmasa gerek. Biz Allah'ın kullarını dışlamaktan zevk alamayız.
Rabıtayı kabul etmek veya etmemek açısından bakmadan mü'minlerden bir grubu şirkle itham etmeyi konuşuyorum. Yapılan şey yanlışsa bile şirkle itham ondan daha aşağı kalır bir hata olmaz. Bizim meşgul olacağımız kadar dış sorunumuz vardır. Onlara yönelelim.


Rabıta Uygulaması Üzerine Bir Değerlendirme

Rabıta uygulamasının dinimizdeki yeri ve hükmü hakkında bazı sorular yöneltilmektedir. Bu uygulamanın "şirk" olarak nitelendirilmesi hususunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır.

Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye'de, doğrudan ve sarih bir şekilde rabıtaya delalet eden bir hüküm bulmak mümkün değildir. Rabıta, genellikle bazı âlimlerin veya büyük zatların kanaatlerine dayandırılarak yorumlanmış ve delillendirilmeye çalışılmıştır. Bu yönüyle, namaz veya oruç gibi farz ibadetlerin delilleriyle aynı nitelikte görülmez. En iyi ihtimalle, salih olduğuna inanılan bazı büyük şahsiyetlerin görüşlerine dayanarak ortaya konulmuş, içtihadi bir mesele olarak kabul edilebilir. İçtihadi meseleler ise, bütün ulemanın icma ettiği konular gibi değerlendirilemez.

Diğer yandan, rabıtayı doğrudan "şirk" olarak vasıflandırmak da aceleci bir yaklaşım olabilir. Şirk, Allah Teala'ya karşı işlenebilecek en büyük günahların başında gelir. Bir Müslümanın, kasıt olmaksızın dine sonradan dahil ettiği bir uygulama için bu denli ağır bir ithamda bulunmak, doğru bir yöntem olmayabilir. Unutmamalıyız ki, biz Müslümanlar olarak birbirimizi Allah'ın rahmetinden uzaklaştıran değil, aksine ona yaklaştıran tavırlar sergilemeliyiz.

Bu bağlamda, rabıtayı kabul edip etmeme noktasından bağımsız olarak, bir Müslüman grubunu doğrudan şirkle itham etmek, yapılan uygulamanın yanlış olduğu düşünülse dahi, bu ithamın kendisi daha büyük bir hata olarak görülebilir. Bizim, dış sorunlarla meşgul olmaya vakit ayırabileceğimiz kadar, kendi içimizdeki bu tür ihtilaflı konuları daha yapıcı bir zeminde ele almamız daha faydalı olacaktır.